Kayıtlar

Aşk-ı Hakiki etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Kehribar

karıncalar kadar çoğuz, kehribar kadar özel, hiçbir şeyin yokluğu kadar değersiz. su sineğinin ömrü kadar günümüz, filin ağırlığına eş duygu yükümüz, belki görmüş geçirmiş bir zeytin ağacı ömrümüz. afrikada az sonra yakalanacak olan bir antilop, kibar ve simsiyah gözlü. ya da yağmur sonrası ezilip giden bir sümüklü böceğiz. bugün; soğuk, pis, acımasız hapishanemdeki 3bin793. günüm. hastalıktan eriyip gittiğim, yaşlılıktan hareket dahi edemediğim; tek beklediğim ölümüm. açlık ve susuzluktan derimin kemiğime yapıştığı, yalnız 9 nefes sonra, kalbi duracak olan bir ölüyüm. vatanımın bir avuç toprağı için, delice siperden atılmamla, alnımdan vurulup, yere serilmemin izletildiği bir anın göz yaşıyım. bir gaddarın umarsızlığınca umursanmamışlığım. ne olduğunu dahi anlamadan, kollarımdan kopmuş, kan ve revan içindeki bedenim. çocuğunu yok yere yitirmiş, kavrulan, paramparça bir yüreğim. zifiri okyanusun orta yerindeyim, ya da sırtlanların arasındayım, sürüden kopmuş aya...

Kıyamet İnsana Ait

Kıyamet İnsana Ait neden beni sevecek olana aşık olayım ki ? fazlaca severim, o ayrı ! ulaşılabilecek olduktan sonra," ulaşmaya çalışmanın" ne anlamı kalır? aslolan belki sever ümidiyle sonsuz gayrette bulunmaktır. aşık olunanın sevmeye ihtimalinin bile olmamasıdır seni ümitsizliğinin diplerinde dehşete düşüren. tanrıdan da en çok koptuğumuz zaman, bizi umursamadığını düşündüğümüz zamanlar değil midir? korkunç ve oldukça öfkelendirici ! bazen sanki umru değiliz. her reddedişin ve isyanın başlangıcında,  insanoğluna adaletsiz davrandığının düşüncesi yok mudur? hem zaten, koskoca Tanrı bile ; acılarımızı, acizliği ya da muhtaçlığı nerden bilecek? ne bilecek ki o günkü o dehşet korkuyu ? Rüzgar L. Everest

Kahrolası Farkındalık !

ah şu kahrolası farkındalık! tüm uyuşturucular arınıyor vücudumdan, duygu bastırıcılar, antidepresanlar, morfin ! tüm kapanmış yaralarım acıyor, öfkelerim yüzeye çıkıyor, ve aynı zamanda bütün pişmanlıklarım. pişmanlığın ateşi ne de büyük öfkenin yanında. kalbim tekrar ve tekrar kırılıyor... ah şu uyuşukluk ! aşık oluyorum, sevmiş olduğum tüm kadınların içerisindeki o şeye, her ne ise ? onu istiyorum!!! nefes alıp verişim, arzularım, her şey yeniden yeşeriyor ve yeniden tekrarlanıyor. bütün bir tarlam ve ben filizleniyoruz bekle beni geldiğim yer , sana geri dönüyorum. kuşat beni, kuşat gözlerimi, göz kapaklarım daha da açılmasın. özledim seni, sıcağını soğuğunu, merhametini, cömertliğini, her halini. nefesimi tutmuyorum artık, geri almamacasına bırakıyorum. onların olsun. sizler bizler birlikteyiz. hoş buldum, hoş sohbetler olsun... Rüzgar L. Everest

Kıskançlığa karşı 1'e 1

Kıskançlık, haset edilen kişinin sahip olduklarını içerleme, çok görme, çoğu zaman da özenilen kişinin, sahip olduklarına sahip olma isteğidir. Onda değil bende olmalı, o hak etmiyor, ben hak ediyorum gibi düşünceleri barındırır, bu sebepten imrenmekten tamamen farklı ve oldukça alçakçadır. fakat hepsinden ziyade kıskançlık, kendini aşağı görmektir, "kendini aşağılamaktır" ! Özgüvensiz ve kibirli bir anlayışın ürünüdür. Bunun böyle oluşundaki en temel sebep kişinin hükmen kendini yenik görmesidir, zira eğer her şey yeterli gelseydi ve tamamen ya da kısmen, kendi kıskandığı kişiden daha iyi konumda olsaydı, ya da en azından öyle düşünseydi, zaten başında o kişiyi kıskanmazdı. Yani kısaca; madem kıskanılan kişiyi kıskanıyorsun, öyleyse onun senden daha iyi olduğunu kabul etmiş oluyorsun, e eğer o senden daha iyi ise, öyleyse onu kıskanman yanlış çünkü o senden iyi olduğu için onu hak etmiş, sen edememişsin. Çelişkili, mantıksız, saçmasapan bi davranış! (kıskan...

Su

Su karanlık günlerinden yakınıyorsun, gözlerin görmez mi, gözlerin? yalnızlıktan dert yanıyorsun, kulakların duymaz mı, kulakların? mutsuzluktan bahsediyorsun, elin bedenin tutmuyor mu? ölmekten dem vuruyorsun, kalbin hâlâ atmıyor mu? doymak nedir bilmiyorsun, ay'dır karnın doymuyor mu? dinmek bilmiyor sönmez hırsın, gün'dür içmesen yanmaz mısın?  zamanın hiç bitmez sanıyorsun, gelecek şu andı, geldi geçti. hayatına hakikaten hâkim misin? kendi aldığın nefes, verdiğin bizim... -Rüzgar L. Everest-

Fos güven değil ÖZGÜVEN!

Özgüven sıklıkla fosgüvenle karıştırılır. Hiç şüphesiz ki, şu an toplumun, özellikle doğadan, doğallıktan, kendinden kopuk büyük bir kısmı için özgüven zannedilen şey aslında budur, kendine güvensizliktir. Bireyin mutlaka özgüvene ihtiyacı vardır lakin kişi nasıl kazanıldığını çoğunlukla bilmediğinden, farklı şekillerde, "hak edilmemiş olan güveni" elde etmeye çalışır. Kişi kendini yüceltir, şişirir, asla sahip olamadığı özellikleriyle, olmayan bir benliğe bürünür. Böyle insanlar, saldırgan, karşıt fikirlere kapalı, -bireysel anlamda- başarısız, umutsuz ve mutsuz kimselerdir. Günümüzde insanların birbirlerini dinlememelerinin, umursamamalarının (argoda tınlamamak/iplememek) nedeni budur, kendilerinden başkalarına bakmak kendilerine olan mükemmelliyetlik duygusuna zarar verebilir, ayrıca sürekli ben diyen bir bencillik içerisindeyken, sizi neden dinlesinler ki? Bu (başkalarıyla ilgilenmek) onlara göre vakit kaybıdır, bu yüzden özellikle birileriyle ileti...

Her Şey

Her Şey bir kadınla başlar, ya da sen öyle sanırsın. her gün dişlerini fırçalar, iki güne bir egzersiz yaparsın. tertemiz ve mis gibi kokarsın. konuşman, oturuşun, kalkışın, nezaketin, zerafetin, kuvvetin, layık olmak ve baş tacı etmek için, yapabildiğinin en iyisini yaparsın. ilgilendiğin her konuda çok iyi olmaya çabalarsın, hem rakiplerini saf dışı etmeye çalışırsın, hem de ona, mutsuz olması için ihtimal bırakmazsın. yine de o bırakır gider, kalakalırsın. beyninde bazı halatlar yer değiştirmiş, baştan başa farklılaşmıştır. sorgular, neden ararsın. bir gün uyandığında görürsün ki; sevdiğin kadın epeyce gerinde kalmış, o olmadan da; sen aynı sen, giden gitmiştir fakat; aşk aynı aşk... durur düşünürsün, farkedersin ki; her şey bi kadınla değil, aşkla başlar... ________________ R. Levent Everest _____________________

Karasinek

sıfatının gerekliliğini yerine getiremedi en güzel şekilde değil artık çoğu uzaklaşıp kuytu köşelerde yalınlığa çekiliyoruz öylesine boğdu, Adem'in oğlu yapayalnızlık hissi çok zor, zaruri ve bilinçli alınmış bir karar da olsa. keşke ademoğlu insan olabilseydi. şimdilerde çok azız, bizim gibi kalan her bir, ayrı yerlerde kendimi yalınlaştırdığım günlerin sabahı doğuyor öyle kimsesiz öyle kimsesizim ki odamın orta yerinde uçuşan küçük bir karasinek çirkin görünür ya hani ?! hayır ! penceremden içeri süzülen gün ışığı tam üstünde ben yattığım yerde zikzaklar çizerek uçuşunu izliyorum gök tavanla, yer zemin arasında, bir peri gibi güneş rengi onca güzel ki kendi ve kanatları, üstelik hiç sesi çıkmıyor, sessiz gözümü açtığımda yalınlığım, kafamı kaldırdığımda çokluğum kendi türlerimden uzaklaşsam da, dışarıda cıvıldayan, uçuşan kuşlar bir guguk ötüşü, rüzgarla salınan ağaçlar yapayalnızlık hissi öyle zor ki oysa, şu yaradılanlar olma...

ne mezarıma, ne de yakınımdakilerin !

ne mezarıma ne de yakınımdakilerin.... sen haddini bilmez Eski dost ! ...ve sen çıkarcılıkların, riyakârlıkların ve namertliklerin kıskanç hakanı ! can cekişirken ben, siz hallerinizden memnun ve keyfin en has köşelerindeydiniz ! şimdi merhamet mi beklemektesiniz ? açık ve net söylüyorum, kaybedecek hiçbirşeyim kalmadı, birdaha bana bulaşırsınız, hiç üşenmez, oturduğum yerden kalkar, oraya gelir ve nefesiniz kesilene dek boğazlarım sizi ! bu bir ikâz değil, gerçek ! beni tanıyordunuz, fakat son 5 senedir tanımadığınız bir adam var karşınızda. ne en ufak bi fikriniz var, ne de neler yapabileceğime dair bir tahmininiz !!! iyi biri olmaya çalışıyorum, lakin çok çok hassas bir noktadayım andım olsun ki, zıvanadan çıkartmayın ! işinizin düştüğünden öte vefa beklenmez sizden ! bir de tutmuş hayasızca hesap sorarsınız benden ! yok öyle bi hakkınız ve çok açıktır ki borcum yok, siz borçlusunuz. annem, anneannem, ablam, hatta çok mümkündür ki "ben...

Duyduk duymadık demeyin, YENİLDİK !

duyduk duymadık demeyin, YENİLDİK ! dost geçinip sırttan vuran, dinlediğinden çok konuşan, anladığından çok anlamayan, yakın zannından çok uzak olan, koşun yetiştirin sahiplerinize, nefsinize, dinmek bilmeyen egonuza, paranıza pulunuza, kıskançlığınıza, hayır hayır ! yetiştirin gerçek sahibinize , yetiştirin iblislerinize, ve iblislerinizin de sahibi olan şeytanınıza ! yenildiğim size sahip olan ! gururlu ve mutlu olun, kabul ediyorum, kutlamaları başlatın, YENİLDİM ! sana değil, ona değil, hiçbirinize değil ! fakat el birliği ile ittiğiniz hâyâsızlığa ! duyduk duymadık demeyin !

çürüt beni

Resim
filiz verdiğim yaprağımı kırdın bir damardan da ötesin bana sandım,  kandırdığın da mı benim? sahip olduğum bütün amacımı yok et bir gece ansızın öldür beni, hatta bu gece kalmasın bir sebebim veya görevim bedenimi çürüt toprağa sakla tecavüze uğramış masum bir kız , savunmasız, aç bırakılmış bi çocuk, üstsüz başsız yetim, öksüz, çaresiz ve hiçliğe ölesiye muhtaç lütfen geri al ve bir zamanlar var olmuşluğumu sakla inan yok başka bi ricam çürüyorum eriyorum canlı mezarımda bedenimi de çürüt, beni bu insanlardan sakla vazgeçtim dostlardan ve bütün yakınlardan bana uzak oldukları kadar ruhum uzak ola çürüt beni toprağa gizle yerim yok olsun olmasın mekanım  çiçeklerin özüne, balın safsızlığına bir alimin piyanosuna ya da belki uduna parmaklarının ucuna ve belki umuduna bir an bile değmeden arsıza, kirlenmişe ve safsızlığa bir tiz melodinin çığırışına, temiz yürekli bir bedbahtın kulaklarına hala kirlenmeden bir ...

tüccar dost

                                               tüccar tüccarlık maddiyatı satmaktır, maneviyatın satılması ise imansızlığa meyil etmektir. insanın, dostunu satmasının bir berisi, kendini satmasıdır. dostunu satmasının bir ötesi anasını satmasıdır. anasını satmasının bir ötesi de vatanını satmasıdır. sözün özü; maneviyatı satmaya meyil etmenin ötesi yaştır, berisi taştır. .......................................                                                  dost derler ki nedir dost? dost eşdir, eşin dostundur. eşin eş midir, dost olmadıkça? nedendir ki?  kardeşindir, yoldaşındır, iyilik adına gidilen tüm yol'arda. dost anandır, babandır, ailendir, ve destek oldukça zor anında. dost arkadaştır, paylaşıp, mutlu olduğun he...

adalet !

insanın özü ve başlangıcı duygulardır duyguların da özü artı ve eksi cereyanlardan oluşur... sevme ,yardımseverlik ,fedakarlık, utanma(ar), sevilme duygusu bi tarftan, nefret, öfke, arsızlık ,bencillik, kibir, kıskançlık diğer taraftan iyi bir eylemi icra ederken niyetiniz temiz olsa bile aklınıza nasıl menfaat sağlıyabilirim gibi bir düşünce gelebildiği gibi (toyluk zamanlarında/ ayırdetme yeteneğini kontrol edemiyorken) kötü bir eylemi gerçekleştirirken de vicdanınıza merhamet duygusu düşebilir....(toyken ve kontrolsüzken) kötü düşünceler sizi hep belli başlı bir kaç yeteneğiyle yakalar örneğin ısrarcılık, ya da bence en önemli ve çok gelştirmiş olduğu yeteneği olan aldatıcılık! bakınız aldatıcılık en ustaca kullandığı silahıdır ve de en kuvvetlisi... kibir bir yanılgıdır, yani algınızın aldatılmasıdır para,güzellik, güç bunların hepsi aldatıcıdır, algınızı yanıltır. bazen gözlerinizi bazen dilinizi bazen burnunuzu aldatır... bazen de aklınız aldanır.... iyi düşünc...

ruhunuzu doyuran şeyi özler gönlünüz

geçenlerde bir müzik sevdim... hemen, duymamak için durdurdum...! düşündüm... kendi kendime şöyle dedim; bu müziği bir kez dinledikten sonra, asla ilkinin tadını vermeyecek 2. dinlemem. öyleyse ilk başta aldığım hazzı tekrar nasıl alabilirim ? bi yanım sabırsızlıkla müziği dinlemek isterken, öteki yanım daha da çok yanıtı bilmek istiyordu. bahsettiğim haz, size müziğin hissettirdikleri ve düşündürdükleridir, bidaha asla aynı tadı alamazsınız... bu işi kaydetmenin bir yolu da yok ! kısa ve yoğun bir beyin jimnastiğinden hemen sonra farkettim ki; onu bir kez dinledikten sonra bünyene katıyorsun, tabiki 3. kez dinlesen de sana ilkinin tadını vermeyecektir , bir kaç dakika önceki sen sendin, şimdi artık o beğendiğin müzik artı sensin... ve istersen hafızanı silsinler, o müzik yine ilk dinlemendeki tadı vermeyecek... ruhuna kattın artık onu... bu yüzden hiçbir şeyin ilki kadar zevk vermez size ikincisi. ruh doygunluğu budur... birdaha aynı zevki almak olsun korkunuz, ...

yazabilmek için...

hep aynı konuları işleyen sığ fikirliler mutludurlar kopyaladıkları kitapların vermiş olduğu çalıntı ağırlıklardan. hiç uçmaya fırsat bulamadılar ki, görsünler kendi zincirlerini ve at gözlüklerini. hatta öyle ki; bulundukları konumda kendilerini farklı bile sanırlar. bir sivrisineğin sırtındaki parazitten farkları yoktur oysa, bulundukları dünyayı uçsuz bucaksız gibi görürken henüz ne uçsuz ufku görmüşlerdir ne de uçabilirler bucaksız. hür düşüncenin; dar görüşleri, kara duvarları ve traktör fikirleri takip eden römork öğütlenmeleri yok ne ihtiyacı kağıt ne de kalem. yazabilmek için de kitap kağıt kalem lüzum değil ! hür fikre sahip olunduktan sonra düşünceler kitaptır kağıtlar kumsaldaki kumlardır kalem ise bazen bir parmak bazense bir dal parçasıdır.

renkler

dünyaya renklerimizle geliriz bizi biz yapan şeylerdenlerdir. kişiye özgüdür duygularımız ve eksik yönlerimizdir eğer gerçekten çabalarsak ve yeterince parlarsak, işte o zaman birisi değil hiçkimse oluruz... amaç birlik beraberlik hiçkimse olmadan herşeye karışamazsınız ve herşeye karışamadan da bir ve beraber olamayız... burda yanlış anlaşılıp  tutturulan bir yol var o da ya daha çok renge sahip olma arzusu yani başkalarını kıskanma, aç gözlülük, doyumsuzluk... ya da başka renkler gibi olmaya çalışmak yani eziklik aymazlık sünepelik..... renginiz neyse o sadece size aittir, size özeldir asla başka renklere kapılmayın ya da asla diğer insanların sizi çevirmeye çalıştıkları gibi siyah ya da beyaz olmayın... renginizi katletmiş olursunuz.... işte bütün bu kulüpler partiler organizasyonlar örgütler hep bu amaçla vardır renkleri katletmek !!! ve bütün dar görüşler bütün tabular bu amaca hizmet ederer. siyah ve beyaz, sağ el ve sol el gibidir. eşliğin(par...

sanrının peşinden koşturmak

elbet size, cennetin bahçesinde yaşadığınızı zannettirecek bir kadın çıkacaktır, elbet size, cennetin bahçesinde yaşadığınızı zannettirecek bir güç, dokunulmaz olduğunuzu sandırtacak bir konum,  cennetin bahçesinde olduğunuzu zannettirecek bir huzur, şöhret, iş, para, ev ve evlilik çıkacaktır... uyanınız... ne kusursuzluk, ne mükemmellik ne de kusursuz bir mutluluk vaadedilir burada... hala mı huzur arıyorsunuz, yarı mutlu yuvacıklarınızda? hiç zamandır olmayacak tam mutluluk,tam huzur, tam güç, tamamlanmışlık ve mükemmellik... hayallerinizdeki dost, arkadaş, erkek, kadın, ev, iş, mevki, mutluluk... bırakın bunları... buraya eş bulmak için gelmedik. buraya iş bulmak için de gelmedik. bütün bunlar yalnızca bize eşlik eden şeylerdir. yoldaştır, gidilen yolda. sevdiğimiz her bir insan muhakkak ki ölecek,  belki biz yaşarken belki bizden sonra. buraya onlar için de gelmedik,  ya da onlar bizim için. istediğiniz herşey yanını...

ekildiğimle filizleneceğim...

hayatta hep sizi sevecek insanlar olmayabilir. fakat genelde sizi kıskananlar çıkar, yargılayanlar çıkar, bazen her ne kadar çabalarsanız çabalayın, başaramayacağınız şeyler olur. yine de kendinize tutunun. inanın kendimizden kendimize bir tek kendimiz kalıyoruz. ailemi çok sevdim, arkadaşlarımı çok sevdim, ne ekersen onu biçersin derler hani, doğrudur. ya ama bazen öyle olmuyor işte. olsun! elimden gelen tükenene dek devam. hayat bana kendini vermiş, neye lüzum bir beklenti ki? toprağını vermiş,suyunu vermiş, belirli bir süre vermiş, borçlu olan ben değil miyim? toprağa katılacağım, suya karışacağım... gün gelecek, ekildiğimle filizleneceğim...

aklıselim düşünce

Zekanın düşünebilme gücü olduğunu daha önceden söylemiştik.Çok zeki insan, çok düşünen ve aklıselim düşünen insandır. Herşeyin fazlası zarardır, doğru. Hatta, azın da fazlası zarardır. Dünyada, fazlasının zarar olmadığı tek şey ise; düşünmektir. Ve eğer çok düşünmekten zarar gördüğünüzü iddia ediyorsanız, Muhakkak ki, aklı selim düşünmüyorsunuzdur. çözebileceğiniz sorunlara çözüm aramak, çözemeyeceğiniz sorunlara ise kafa yormamak, akıllı düşünmenin temelidir. şunu hatırlayın; hayatın bir kısmı değiştiremeyeceğiniz şeyler ise, kalanı sizin seçimlerinizdir. en ufak bir seçme hakkına sahipken bile, birşeyleri değiştiremeyeceğinizi iddia etmek, kendinize ihanet etmek, savaşmadan yenilmektir. akılsız insan her zaman kaybeder, ister bunu farketsin,isterse farketmesin. başınıza kötü şeylerin geldiği iddiasındaysanız, %49 u dış etkenler ise, %51 i yine sizin kendi akılsızlığınızdandır. akılsız,fikirsiz,düşüncesiz insanlar herzaman kayıptadırlar.herzaman hayatı,şansı ...

Umutsuzlanmayın ve korkmayın

Umutsuzlanmayın ve korkmayın Çünkü 2 sinin de size bi yararı olmaz sadece zarar verip sizi meşgul ederler... Her biriniz dünyaya bir amaç için geldiniz. O amaç en başta "olgunlaşmak ve tamamlanmış olmaktır" Öncelikle hiç birşeyin tesadüf eseri olmadığını bilin ve Kendinize kıymet verin Bir odada hapsolmuşsanız bile elinizden geldiğince mücadele edin Baktınız ve yapacak hiçbişey yok Odada öleceğinizi biliyorsunuz ve fazla vaktiniz kalmadı diyelim Gelecek olan şey için korkmanın anlamı var mı? İşleri daha iyi yapmayacak umutsuzlanmak ya da korkmak. Bişey olacaksa olur. O yüzden derin bir nefes alın ve gelecek olan herneyse onu kabullenmeye çalışın... Eğer kapalı bir odada ölümü beklemiyorsanız da... Ve rahat rahat bu yazıyı okumaktaysanız Boş yere melankoli yapmayın, çoğumuzdan iyi halde olmanız şu anda çok olası ....kışsa sahlep için, o yoksa çay için Ya da Yazdır belki Kalkın bilgisayar başından Hızlıca ve güzelce giyinin V...