Kayıtlar

Aşk-ı Mecazi etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Hallaç Pamuğu

hallaç pamuğu bin ilin, yirmi bin yiğidini serseler, yıkamazlar, sonsuz direncim. ... ah ama bir sen varsın en zayıf noktamsın öyle kırılgan ve güzelsin ki sana çekiliyorum, zerafetine kurban ediliyor zerre zerre ufalanıyor bütün direncim. hallaç pamuğudur artık kalbim. ... gel burdan gidelim hiç bişey olmamış gibi  her şey yeniden başlasın tüm kazandığım savaşları kaybederim uğruna ve tüm başarılarımı.  önemi yok, seni kazanamadıktan sonra. ... çözmek için çok geç, sarmalanmış kökleriz iç içe geçmiş... ... dudakların dudaklarım saçların saçlarım  dokunuşun  dokunuşum arzuların arzularım, şefkatinden fazla şefkatim gözlerinse ah o gözlerin içerisinde içerler beni, içerisinde gözlerim ve yine senin gözlerin... Rüzgar L. Everest

Ağaçla su gibi

ağaçla su gibi  ağaç ve suyun ilişkisi kadar farksız ilişkimiz bilir misin susuzum asırlardır sana bilir misin nicedir halim sensiz yapışır kabuklarım kabuklarıma yanar kurur gövdem kavrulur yapraklarım her gün tüm varlığımla sana kanıyorum saniye saniye an be an sana yanıyorum. dilesen ömür boyu senin için yaşamamı fazlasıyla kolayca olur bu rica. varlığım varlığın kadar ve varlığım varlığından dolayı var. her gülüşünde yıldızlar parlıyor her gözlerinle yaktığında zamanlar duruyor ıtır gibi zarif, tatlısın ve bu çokça tüketiyor beni formülü yok sana dair sevgimin, sınırsızca kaplar en uzakları evrenleri kap kap koysalar hani önüme 40 milyon alem yetmez doldurmaya, hepsine de "sen" diye akar, dolar dolar taşarım. Rüzgar L. Everest

Hoyratça eşlik et

Hoyratça vahşet mi bekliyorsun benden ? üzdüğünde ya da kırdığında seni biri, göreceksin! sert olmamı mı istiyorsun benden , ya da hoyrat kirpiklerine ters giden rüzgarları göster bunlar dışında fena davranmamımı bekliyorsun sana karşı ? yanlış öğrenmişsin sevgiliyi çocuk, benim tüm sana gelişlerim dosdoğru. eşlik et  ey benim yarenim affet vazgeçişlerim için  dans ederken eşlik et sensiz, hep bir eksiğiz.  tamamlanalım karşılıklı adımın geçtiği yerlerde saygı gör bak bütün topraklarım senin huzur güven sadakat ülkesindesin koşturduğun tüm o özgür atlar, mutlu olabileceğin yegane diyardaki denizlerin üzerine yağan yağmurlar gibidir şahane, ucu bucağı yok ve pare pare sıçrayan damlacıklar  4 nala, sakin ve kendini bırakırcasına her biri düşer farklı zamanlarda ah bir de o sesi yok mu , sesin gibidir, pıtır, pıtır, pıtır. Rüzgar L. Everest

Kahrolası Farkındalık !

ah şu kahrolası farkındalık! tüm uyuşturucular arınıyor vücudumdan, duygu bastırıcılar, antidepresanlar, morfin ! tüm kapanmış yaralarım acıyor, öfkelerim yüzeye çıkıyor, ve aynı zamanda bütün pişmanlıklarım. pişmanlığın ateşi ne de büyük öfkenin yanında. kalbim tekrar ve tekrar kırılıyor... ah şu uyuşukluk ! aşık oluyorum, sevmiş olduğum tüm kadınların içerisindeki o şeye, her ne ise ? onu istiyorum!!! nefes alıp verişim, arzularım, her şey yeniden yeşeriyor ve yeniden tekrarlanıyor. bütün bir tarlam ve ben filizleniyoruz bekle beni geldiğim yer , sana geri dönüyorum. kuşat beni, kuşat gözlerimi, göz kapaklarım daha da açılmasın. özledim seni, sıcağını soğuğunu, merhametini, cömertliğini, her halini. nefesimi tutmuyorum artık, geri almamacasına bırakıyorum. onların olsun. sizler bizler birlikteyiz. hoş buldum, hoş sohbetler olsun... Rüzgar L. Everest

Akdeniz'de Yalnızlık

Resim
Akdeniz'de Yalnızlık ılık, yer yer sıcak bi esinti boynumdan kavrıyor, döndürüyor başımı. acaba çok mu kaldım yalnızlığın içinde ? üstüm başım yalnızlık kokuyor, gömleğime sinmiş, pantolunuma bile, hatta yattığım yere... havalandırıyorum, havalandırdıkça sanki daha çok kokuyor. o tatlı sohbetler mi ekşidi? dışımda mı kaldı sıcacık gülüşler de, bozuldu? gündelik kalabalıklaşmalarım mı küflendi? neyseki güneş son ışıklarını vurmakta yüksekçe tepelerin doruklarına, şehir bana kaldı adeta veya loş bi akşamda yürümek isteyen herkese. sokaklara fırlatıyorum kendimi, baştan başa gezerken kör sokakları, biraz olsun içim sönüyor. düşünüyorum kendi kendime; neden gündüzler artık nafile ? akşamların önemi ne zaman arttı ? saat kaçta ? bitmek bilmeyen gece çalışmaları nasıl dindiriyor gönlümü ? eve gitmeliyim! ...çalışmalıyım. ...en sevdiğim ikinci zamanı geldi günün, aksi yönde doğacak olan seferi güneş. henüz tepelere gün doğmadı fakat kuşlar ilk ağartıdan ber...

Olur ya, başka birinin yüzü güler...

Bu akşam sıcak Akdeniz'de üşüten bir esinti dolaşıyor, bizse oturmuş bir hanım, iki bey efendi fırıncının bahçesinde çay içiyor, sohbet ediyoruz. Çevreden gelip geçen insanları seyirliyoruz beri yandan. Gürültüyle geçen araçlar, koşuya çıkmış anne babalar. Hoşça bi kadının yalpalayarak, durakalka önümden geçişi ilişiyor gözüme, kollarında ağırlığınca torbalar. Yardım etmek istedim de, cesaret edemedim, ya yanlış anlarsa? Bizimkiler gülüşüyor, "hadi hadi git" diyorlar, yok gerçekten niyetim yardım etmek, yine de utangaç tavırlarım söylenen sözlere, en sonunda kalkıp gidiyorum, gitmek zorundayım yoksa huzursuz olacağım, "hemen döneceğim" dedim giderken. Yanına varmaya yakın ardından seslendim, "afedersiniz!" ,bana döndüğünde; "yardım edebilir miyim?". Beklenmezlik ifadesiyle beraber, sıcak bir gülüş, "çok memnun olurum!". Torbaları kapar kapmaz durumumu ifade ediyorum, "sizi önceden gördüm ama yanlış düşünürsünüz diye soramadım...

Her Şey

Her Şey bir kadınla başlar, ya da sen öyle sanırsın. her gün dişlerini fırçalar, iki güne bir egzersiz yaparsın. tertemiz ve mis gibi kokarsın. konuşman, oturuşun, kalkışın, nezaketin, zerafetin, kuvvetin, layık olmak ve baş tacı etmek için, yapabildiğinin en iyisini yaparsın. ilgilendiğin her konuda çok iyi olmaya çabalarsın, hem rakiplerini saf dışı etmeye çalışırsın, hem de ona, mutsuz olması için ihtimal bırakmazsın. yine de o bırakır gider, kalakalırsın. beyninde bazı halatlar yer değiştirmiş, baştan başa farklılaşmıştır. sorgular, neden ararsın. bir gün uyandığında görürsün ki; sevdiğin kadın epeyce gerinde kalmış, o olmadan da; sen aynı sen, giden gitmiştir fakat; aşk aynı aşk... durur düşünürsün, farkedersin ki; her şey bi kadınla değil, aşkla başlar... ________________ R. Levent Everest _____________________

Sessiz Tepe

sevsem yetmez alsam yetmez sarsam yetmez solusam yetmez koynuma düşen bir korsun sen aniden boynuna sürünen bir parça saçın olayım ben koynuma düşen bir korsun sen aniden göğsüne ilen kaynaşık iki damla'n olayım ben engellenmem yitsem gitmem dursam düşmem yaksan sönmem seslen ne olursa olsun, beni bulursun kılına zarara teşebbüs tamu'ya özgü ceza söyle ne olursa olsun, beni bulursun hayatımın önemi mum olur erir sana. ------------------------- Rüzgar L. Everest ----------

İste !

Dünyanın her yerine gittim İtalya gezdim Norveç gezdim Seni gördüm de aşka geldim. Yoktun sen gibi yoktu Eros'un son aşk okuydu Uzanan elin elimi tuttu O an aklım beni unuttu. Yüzünün gülüşü elime deydi Yüreğim bak gör alevlendi Ellerinle elini sardım İyi haber bak cennet aldım. Kelebeğim yalnızsan ağla Yaşını silerim rüzgarımla Sererim yere ben yıldızları Gelmek iste yeter gayrı. Güneş'i iste, Ay'ı iste Gezegenler boncuk ipte Yunus iste, martı iste Akvaryumun okyanuslar. Dereyi iste, dağı iste Rüzgar ol sen uçmak iste Yeşil mavi cennet iste Düşle sen, fazlası işte ! ---------------------- Rüzgar L. Everest  (2008'de Bulut Yıldırım'ın bestesi için yazmış olduğum bu şarkı sözü, 2014' te tarafımca tekrar düzenlenmiştir.) -------

Öle özlüyorum seni !

Resim
aşığım; seni çok özledim... çok özledim aşık olduğum, sevdiceğim! çölde serabım, okyanusta ufkum ! uçsam da kavuşamayacağım... gerçek olduğundan emin olduğum her rüyam, gözlerimi açsam kaybolacak, kanayacak olan. öyle bir hissin ki, kafamı uyuşturan uyku, dinlediğim en güzel müzik, ve işittiğim en güzel ses gibi... ahh çocuk ruhlu insanların ruhlarını işitmek, dahiyane düşünceleri, şiirsel satırlarda görebilmek gibi. benliğimin dışına çıksam, yanındayım o an, ölen iyi insanların içimizdeki ölümsüzlükleri gibi. öle canlı, öle güçlü, ve  öle büyüleyici... kapılmışım muhteşem bir melodinin peşine. ne kendimi koparabiliyorum ne ruhumu ayırabiliyorum. sıcak bir tenin şefkati, yetiştirildiğim yerlerin beni sevişi gibi. öyle çok besledi, ve o kadar büyüttü ki... şimdi dışına bir adım atsam, bir başıma, içim içimden kopar, ölesiye seviyorum bu yurdu. bilemeyebilirsin bu huyu, üçün mağaranı bulup saklandığın, ne yağmur ne de ...

tERAS

terasa çıktım hava almak için, korkuluklara koydum ellerimi sağ ve sol. ufka doğru kalkık kafam, sınırsız, dört tarafım, aydınlık gökyüzü, turkuaz deniz, esinti koştu geçti, zımpara gibi saçlarımın arasından. göz kapaklarıma kirpiklerime kulaklarıma çarptı. gözlerimi açtım, korkuluklardan eğildim ve aşağı doğru baktım, dışımda kalmış bu güzelliğin, içini tanıyabilmek için. karşılaştım belli belirsiz yapraklarla; beni ilk gören. yeşiller, biraz koyu bazen açık, nasıl güzeller. dürüstçe söylemeliyim; ürperdim ve etkilendim estetikliğinden ve zerafetinden, içimi enerji doldurdu hoş bi sohbet gibi, çarpışan dudaklardan çıkmış, sarmaşıktır belki;  kendi kendine dolanmış bacakları, ve birbirlerine kıvrılmış kolları ile. kitap gibi okumak, hatta öpmek istedim onu. yalnız, bu zerafet ile deniz arasında bir kumsal vardı ki... o; kolayca kavuşmuş denizine. yetercesine kum biriktiremeden. deliler gibi sevsem şu güzelliği, kumsal bozacak...

insan yalnızken de sever

yaradılıştan beri bazı eksik yönlerimizin ve bazı artı özelliklerimizin olduğuna inanırım. mesela belli bi konuda çok mu sinirlisiniz? illa sizi delirtecek olaylar musallat olur başınıza, o konuda. üst üste ...!! siz çıldırıp pes edinceye kadar, tekrar ve tekrar... yani size usulca der ki; bak bu huyunu düzelt, düzeltmelisin... ve siz onu düzeltmeyene kadar da dünya üstünüze üstünüze gelir... o bitti mi? yenisi gelir... kendini geliştirmek hiç bitmez, ama herşey elbet daha iyiye gidecektir..  yol almak muazzam değil midir ya da,en azından, olduğun yerde saymaktan çok daha faydalı değil midir? yaradılıştan gelen eksiklerim var , hayata onlarla başladım, hatta öyle ki; bazıları başımı döndürdü, iyi özellikler sandım, yanıldım, karıştırdım... bütün eksiklerimi sayamayacağım, zira onlar artılarım kadar çoktu, ama artıymış gibi görünen eksiklerim olduğunu belirtmeliyim: bütün insanların değişebileceğine olan boş inancım gibi, ya da sevmeyi bilen bir kadınla...

alıp götürdüğünüz nedir benden?

sevildiğim kadından elmas cümleler işitir, karşılığını verebilmek isterim. kıpırdamaz dilim lakin. donakalırım, çıkmaz sesim. nedir benden alıp götürdüğünüz? sesim mi? eskiden kurduğum cümlelere koşsam, yakınına yaklaşamam. ne hale getirdiniz beni? düşsem, yere çarpmam. duysam görmem. görsem duymam. nasıl bir hal bu, yansam kanamam. sevildiğim kadına, onu sevdiğime dair sözler söylemek isterim. neredeydim, neredeyim? benden alıp götürdüğünüz nedir? kendim mi?

yüreğim her gece tükenirken...

yüreğim her gece damla damla tükenirken tükenecek yürek kalmadı bu son gece, hala ruhumla severken nasıl bir enayiyim ben ki hep sevecek bir kadın bekledim kendimin sevişi gibi nasıl bir enayiyim ki, bütün arkadan vuran dostlarıma geri döndüklerinde kollarımı açtım merhametle ve nasıl bir enayiyim ki ben hala, ısrarla vazgeçmedim biraz olsun kendimden dosttan yardan tamamen vazgeçtim geçmesine de vazgeçemedim soluk alıp vermekten yaşamıyorum bile artık hayattayım yine de hiç tadı yok bir zaman varmış meğer yaşamadan hayatın tadı yok tadı olmadan hayatın yaşam yok hissisliğime alıştı bedenim sopsoğuk ruhum her kırılan kalpte hala sıcak her aşkla tutuşan , her hızlıca çarpan yüreğin içinde her anlam taşıyan sözcüğün kalbinde birileri bir yerde birilerine aşık olabiliyor hala işte onları hissedebiliyorum o kadar güzeller ki pırıl pırıl parıldıyorlar söndü buralarda ışıklar bir parça aydınlık için nelerimi vermezdim aydınlık sandığım karanlık ...

affı hakettiğinizi düşünmeniz; hiç söylemediğim bir yalanın yanılgısındandır...

bin hayat kurtarsan da su serpmez yüreğine,  bir hayata kıymanın vicdansızlığının ağırlığınca pişman olmadığında! çoğu insan, hakettiği için affedildiğini sanıyor. oysa hayır ! durum farklı !!!  şahsen, affedilme hakedildiği için değil, affın; olgunluk, kinin ve nefretin ise yorgunluk olduğunu anlamamdan sebep affediyorum, bütün içtenliğimle, samimiyetimle... siz; hiçbir zaman ne kadar çok sevildiğinizi anlayamadınız ve hiç zamandır da anlayamayacaksınız, gönlünüzdeki karartılardan kurtulamadıkça. tek beklentimdir sizden, benden uzak olabildiğiniz kadar uzak olmanız. dilediğiniz onca özür ve af; lakin boş içleri !!! zira tarifsiz yaktığınız canın kefaletini ödemeye yetmiyor, kifayetsiz pişmanlığınız... kırdıysam affola... n'apalım?  hafif bir yalanın yükünü dahi kaldıramıyor, şu mağrur haysiyetim.