Kayıtlar

Genel etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Sanatın Kimyası

Sanat bir bileşiktir, matematiktir, fiziktir, bilimin bütün dallarıdır, aşkla icra edilen tüm mesleklerdir. Doktor, mühendis, bilim adamı, öğretmen herkes sanatçı olabilir, mesleğini sevdiği ve yücelttiği takdirde. Lakin mesleğini/sanatını "yüceltme" kaygısından ziyade, meslekle/ünvanla veya sanatla, "yücelme" gayesinde kimi insanlar. Sanatın ve sanatçının belirli yapı taşları vardır oysa... Sanatın değişmez 3 hammaddesi; gönül, emek ve saygıdır. Sanat ahlaksızın mirası olmaz, gönül de emek de saygı da ahlak işidir neticede. Gönül; Duygudur, ruhtur, hissiyattır, zerafettir, aşktır. Bunların tamamı sevgi, samimiyet, istek, incelik (empati) bulunduran bünyede bulunur. Ülkesini, insanları umursamaz, kibirli, bencil, çıkarcı birinin gönlü yoktur, ruhu yoktur, gönülsüz/ruhsuz birinin de sanatı olmaz, söyleyecek sözü olmaz, paradan gösterişten başka dert ve amaç yoktur onda. Oysa sanatta dışavurum, baş kaldırı, gelişim ve estetik vardır. Emek; Gönül, saygı v...

ne mezarıma, ne de yakınımdakilerin !

ne mezarıma ne de yakınımdakilerin.... sen haddini bilmez Eski dost ! ...ve sen çıkarcılıkların, riyakârlıkların ve namertliklerin kıskanç hakanı ! can cekişirken ben, siz hallerinizden memnun ve keyfin en has köşelerindeydiniz ! şimdi merhamet mi beklemektesiniz ? açık ve net söylüyorum, kaybedecek hiçbirşeyim kalmadı, birdaha bana bulaşırsınız, hiç üşenmez, oturduğum yerden kalkar, oraya gelir ve nefesiniz kesilene dek boğazlarım sizi ! bu bir ikâz değil, gerçek ! beni tanıyordunuz, fakat son 5 senedir tanımadığınız bir adam var karşınızda. ne en ufak bi fikriniz var, ne de neler yapabileceğime dair bir tahmininiz !!! iyi biri olmaya çalışıyorum, lakin çok çok hassas bir noktadayım andım olsun ki, zıvanadan çıkartmayın ! işinizin düştüğünden öte vefa beklenmez sizden ! bir de tutmuş hayasızca hesap sorarsınız benden ! yok öyle bi hakkınız ve çok açıktır ki borcum yok, siz borçlusunuz. annem, anneannem, ablam, hatta çok mümkündür ki "ben...

Duyduk duymadık demeyin, YENİLDİK !

duyduk duymadık demeyin, YENİLDİK ! dost geçinip sırttan vuran, dinlediğinden çok konuşan, anladığından çok anlamayan, yakın zannından çok uzak olan, koşun yetiştirin sahiplerinize, nefsinize, dinmek bilmeyen egonuza, paranıza pulunuza, kıskançlığınıza, hayır hayır ! yetiştirin gerçek sahibinize , yetiştirin iblislerinize, ve iblislerinizin de sahibi olan şeytanınıza ! yenildiğim size sahip olan ! gururlu ve mutlu olun, kabul ediyorum, kutlamaları başlatın, YENİLDİM ! sana değil, ona değil, hiçbirinize değil ! fakat el birliği ile ittiğiniz hâyâsızlığa ! duyduk duymadık demeyin !

Sevdiğim Şiirlerden

Bulut geçti, Gözyaşları kaldı çimende. Gül rengi şarap, İçilmez mi böyle günde? Seher yeli eser, Yırtar eteğini gülün, güle baktıkça çırpınır yüreği bülbülün. Bu yıldızlı gökler, Ne zaman başladı dönmeye? Kimse bilmez, kimse bilmez...  - Ömer Hayyam -

köşe yazısı 1

yılmaz özdil'in 20.03.2014 tarihli yazısından alıntı... Bakara makara Dindar cumhurbaşkanı seçen, dindar hükümetin, dindar bakanı, Ankara’daki hacivat gaztecilerden biriyle konuşuyor. * Her cuma bir ayet sallıyorum diyor. Google’a gir, atıyorum, Kuran’da kardeşlik, Kuran’da nankörlük, Kuran’da bilmem ne diye search yap, hepsi çıkıyor, ordan beğen bi tane, salla gitsin diyor. Sabah 5’te çaktım bi tane. Bakara makara diyor. * Tavsiyesine kulak ver. Gir google’a. * Şöyle der Bakara suresi... “Öyleleri vardır ki, inanmadıkları halde, Allah’a inandık derler. Allah’ı ve müminleri aldatmaya çalışırlar. İyi bilin ki, ortalığı bozanların ta kendileridir. İman edenlere rastladıkları zaman, inandık derler. Şeytanlarıyla yalnız kaldıkları zaman, seninle beraberiz, biz onlarla sadece alay ediyoruz derler.” * Unutmadan... “Sığır”  demektir bakara. * Montajsız Türkçe meali... Bunca kepazelikten sonra, sandığa  “sığır”  gibi gitmemek lazım anlamına gelir! ...

hak etmek (2)

önceki yazımızın ana fikri "adalet" anlayışımızın ve algılayışımızın aslında ne kadar eksik ve de yanlış olduğu ile ilgiliydi. bunun sebebini ise, kısaca; "eşlik" isteyişimiz, fakat "denklikleri" göremeyişimiz, olarak anlatmıştık ki, bu sebepten, "hak ettiğini alabilmek" diye adlandırabilmiştik. öyleyse herkesin hakettiğini aldığına (adalete) dair, olabildiğince somut örnekler vererek gidelim. önce olumlu örnekle gidelim... diyelim ki "iyi" bir adamımız var; 10 yaşından beri her şeyi, durmadan düşünüyor, ahlâkını korumaya gayret gösteriyor, duygusallığını muhafaza ediyor, veya olabildiğince etmeye çalışıyor, çok okuyor, çok araştırıyor, yaşıtları içki masalarında eğlenirken, o; müzik dinliyor, film izliyor, bisiklet sürüyor, kaliteli arkadaşlarıyla kaliteli muhabbetler ediyor, yaşıtları kafelerde dedikodu yaparken, o; kafe denildiğinde, satranç ve dama ile birlikte zihinlerde imgeleniyor, yaşıtları çalıştıklarını...

köşe yazısı

Soner Yalçın'ın  "Oyum AKP'ye(!)" adlı yazısından... Tür­ki­ye nü­fu­su­nun yüz­de 10’luk en zen­gin ta­ba­ka­sı ül­ke ge­lir­le­ri­nin 31.1’i­ni alır­ken, en yok­sul ta­ba­ka­sı yüz­de 10’un pa­yı sa­de­ce yüz­de 2.2’de ka­lı­yor. Tür­ki­ye­’de 12 mil­yon 225 bin ki­şi, ay­lık 376 li­ra ge­lir­le yok­sul­luk sı­nı­rı al­tın­da ya­şı­yor. Bu Sah­ra Af­ri­ka­sı­’na eşit. 2002’de 129.6 mil­yar do­lar olan Tür­ki­ye­’nin top­lam dış bor­cu, 2013 so­nun­da 367.3 mil­yar do­la­ra fır­la­dı. 2002’de ek­me­ğin ki­lo­su 1.03 TL, 1 lit­re ben­zin fi­ya­tı 1.66 TL,1 lit­re mo­to­rin fi­ya­tı 1.30 TL ve 1 kw/sa­at elek­trik fi­ya­tı 15.8 ku­ruş idi. Bu­gün; ek­mek 4 li­ra, ben­zin 5.12 li­ra, mo­to­rin 4.65 li­ra, elek­trik 37 ku­ruş! 2002’de mut­fak tü­pü 15 TL idi, şim­di 75.5 TL. 2002’de An­ka­ra­’da do­ğal­gaz 37 ku­ruş­tu şim­di 1.076 li­ra ol­du. Gü­ya kim­se has­ta­ne­le­re pa­ra öde­me­ye­cek­ti. Tür­ki­ye­’de ki­şi ba­şı sağ­lık har­ca­ma­sı 1996’da 186 do­l...

hak etmek (1)

temel sebepleri bir kenara bırakacak olursak; dünyanın adaletsiz olmasının "yan" sebebi; size her şeyin karşılığını veremiyor oluşundandır. bu, aynı zamanda; dünyanın neden geçici olduğunun da "yan" açıklamasıdır. hemen örneklersek, izâhı kolaylaşacaktır: usta bir çinicinin yapmış olduğu en nadide eserin fiyatı... gerçekten, buna biçilebilecek bi paha var mıdır ? ya da çini aşığı birinin gözlerindeki ışığın, zengin bir iş adamının, sadece salonunun bir köşesini süsleyebilmek için vereceği milyarlar karşısındaki değeri hafife alınabilinir mi ? romantik konuşmuyoruz veya aşuk edebiyatı yapmıyoruz burda biliyorsunuz. zira konu, sabahtan akşama iş yerlerinde alın teri döküp de, ay sonunda evine üç kuruş götüren sizlere geldiğinde, veya, en az 4 sene üniversite okuduktan sonra hâlâ işsiz olan gençlerin varlığına geldiğinde hisler aynı dili konuşacaktır. 8 liralık ürünü size sattığımda, bana on lira verirseniz, size iki lira veririm, ödeşmiş oluruz değil...

Domino taşı etkisi !

domino taşı etkisi denilen bi etkiye sahiptir ömrümüz. bi hata yapıldığında bu bütün hayatımızı etkileyebilecek bi olaylar zinciri oluşturur. aslında yapılması gereken tek şey , akla gelen en basit şeydir ama uygulamada zordur. elinizi ileri doğru atarsınız ve henüz devrilmemiş olan taşların olduğu yere getirip, oraya koyarsınız. hayatınızın bir noktasında bunu kabullenip, kalan taşları devirmemeye çabalarsınız. ancak bu şekilde bi yerlere ulaşılmış olunur. çünkü hayat kovalamakla yetişilinecek bi olgu değildir. bulunduğunuz zamanı verimli geçirmelisiniz. bu da bilinçce ve akılca olgunluğa bakar. aksi takdirde kovalar kovalar durursunuz yıkılan yılları, yine de onlar yıkılmaya devam eder. insan hayatında en önemli zamanlar 20'yle 30 yaş arasındaki zamanlardır. çünkü hiç ölmeyecekmiş gibi yaşanır o yaşlar. geçici güç sizi yanıltır. sağlıklısınızdır genelde, enerjiksinizdir. bilmiş, zeki olursunuz! hiç yaşlanmayacaksınızdır! o yüzden; ölü zamandır bu 10 yıl, ne y...

hakkı da buran dost-u viran

daha sen yokkenden beri gayem gelişim ve gerçekleşemez olmadan değişim hatırladım ilk sen kurmak istemiştin iletişim yaptığın yanlışları bilmek benim değil senin işin ilk kez küçümsediğinde bana ait zekayı yükselttin zaten uzanamamış olduğun çitayı ürkek değil, erkek gibi aşağıladım seni haklıydım, yine de korkak gibi pusuya yattın gün geldi ilk kez istedim dinlemeni derdimi tükürdün ve ittin nankör bi pislik gibi barınağından kalktığında tanıdım o yalancı yüzünü bizim ufaklık, kutusundan çıkmış saklı bir hançer gibi sineye çektim gülen iki yüzlü suratını yine de kabahatini bilmenin ve özrünün hatrına ama pişman olacaktır elbet sen gibi biri onca pişmanlıklarının inadına gelecekti görecektim, elbet bu sefer hazırlıklı olduğum bir ihaneti yarışa girdin beni her gördüğünde, ve hatta her görmediğinde, kendince haklısın...! ben hiç değişmedim, çünkü yarışta geçmek istediğin 9 sene önceki ben hala fakat sen ufak kibir diktatörlüğünü yaşatırken o küçük kafanda göremedin ...

görgüsüz

küçükken çok lüks otellerde kaldım çok güzel yemekler yedim çok güzel kızlarla tanıştım çok güzel müzikler dinledim en iyilerinden, türk ve yabancı .... Ülke dışında ve içinde çok yer gördüm... yurtdışılarına ve yabancı insanlara da, burjuva kulüplere de aşinayım daha 10 yaşımdayken rotary desenli battaniyeye yatıyordum ve şimdi gelmiş sidik yarıştırıyorlar benimle bazıları, 18 yıldır hiç laf etmedim amma bilmenizi isterim; ..... en güzel yemekleri yedim ama doyduğumda zorla devam etmedim gördüğüm en güzel kızlar ulaşabileceğim kadar yakındılar ama elimi bile sürmedim üstelik hiç kalmadı aklım... şunun farkındayım; hala domuz gibi, bu ihtişamın peşinde koşan ve doyum nedir bilmeden hayatta her gördüğünü yiyen, tüketen insanlarla, hiç görmemiş olan ve her gördüğüyle ahkam kesen hava meraklıları tamamen aynı yerdeler... çünkü her birinin gözü aç, asla doymuyorlar, insanları yiyorlar, yemekleri yiyorlar, havayı yiyorlar, toprağı yiyorlar, ömürlerini yiyorlar, fak...

24 mart 2013 istanbul

24 mart 2013 İstanbul çok eğlenceli, hoş sohbetli bir akşam geçirdim, harika insanlarla... önce iki arkadaşımla taksimde buluştuk, bir boy yürüdükten sonra, İstanbul'un gecikmeme neden olan trafiğine attık kendimizi. zira karşı yakada kadıköy'de diğer iki arkadaşımızla buluşacaktık.  oraya vardıktan sonra, tanışma fırsatı bulamamış Nihat'la önce Merve, sonra Ata tanıştı. beklediğim gibi, gayet iyi anlaştılar. geze geze oturacağımız kafeye doğru yürürken yine sohbet koyu, geçtiğimiz yerler de enteresan. Merve yolunu rahat bulsun diye ayakkabıların duvar ördüğü bi yerden yürüdük, sonra yine canlı bir sokağa çıktık. kafeye vardığımızda yemekler yendi, yine sohbet edildi ve saatler sonra, kahve ve nargile içmek için başka bir mekana doğru hareket ettik. 4. katta üstü cam kaplı bir yer. Can abi ve Nihat başlarından geçenlerle güldürüyorlar bizi.kahve ve nargile içip sohbet ederken, hava yavaşça kararıyor, martılar tepemizde uçmaya devam ediyor ve ay giderek daha çok ış...

kendimle ilgili bir gözlem

sevdiğim dizileri sıralarken şunu farkettim; evet, güzel zevk sahibi olmak için seçici olmak lazım, evet, kimliklerimizin yansımasıdır zevklerimiz, evet, zevksiz insan var ve pek tabiki zevkler ve renkler tar-tı-şı-lır... kişilik, karakter sahibi ve kaliteli birisi olabilmek için; kişilik ve karakter sahibi, kaliteli edinimlere uzanmalıyız. bunun gayreti, bizi, arayışımıza bir adım daha yaklaştırabilir. ve şüphesiz ki daha seçkin (kaliteli diyelim) bir insan yapar.  ruhsuz ve ahmak burjuva sınıfının sözde seçkinleri gibi değil, gerçekten seçici insanlar gibi, asil, erdem sahibi, gerçek seçkin insanlardan yapar. dünyanın en zevk sahibi insanı değilim.... hatta muhtemelen binlerce dalda dünyanın enlerinden birisi değilim. ne demiştim? 'her zaman, her insandan daha iyi birileri vardır şu dünyada...en azından bir konuda...' evet dünyada milyonlarca insan, milyonlarca konuda benden iyidir. ama şundan hiç şüphe duymuyorum ki; düyadaki her insandan en ...

bana en çok zararı dokunan şeyler (kişisel)

hayatta beni en yıpratan şeyler; 1) birilerinin bana sesini yükseltmesi, 2) çevremdeki birinin ahlaksızlığı, 3) ahmaklığı bana zarar verebilecek olan birinin yaptığı ahmaklık, 4) sürekli söylenen insanlar (enerji sömürücüleri) ve sürekli eksi enerji yayan insanlardır... (bu tarz insanlar kendilerini kontrol edemezler, sinirlerini kontrol edemezler, bi işi yaparken başkasına zarar verirler ve bunu önemsemezler bile, tek arzu ettikleri şey rahatlamaktır, bunun yöntemi belki de arabalarıyla gürültü yaparak sokaklardan geçmek, belki çekip tabancayı insanları düşünmeden ateş etmek, çevresindeki insanları hiçe sayarak bütün sinirini ve eksi enerjisini onlara püskürtmektir, bu insanlar; iç kanartırlar, gerçekten kötüdürler... sizi sevdiklerini söyleyenler de vardır bazen; hastalıklarıyla sizi göz göre göre hasta ederler, hiç sormazlar ki, 'hasta eden kimdi peki?' diye...hayatınızla oynarlar ve öylece bırakırlar. kötüden de kötüdürler ama görmezler bencilliklerinin gafletind...